Nazım PEKER - Eğitimci-Yazar YAZAR
BİTİŞ UMUDU KAYBEDİNCE BAŞLAR
Nazım PEKER - Eğitimci-Yazar
2026-10-02
Hep siyasi, ülke meselelerini,
hükümetin olumsuzluklarını yazıyorsun diyenlere; bugün sizlere ibret alınası
bir hikâye anlatacağım.
Adam çölde gezerken yolunu
kaybeder, kaybolur. Yanında bulunan çok az yiyeceği ile suyu da biter. Yirmi
dört saattir aç ve susuz yukarıda yakan güneş, aşağıda kavuran çölde dolaşıp
durur.
Biliyordu artık. Kısa zamanda su
bulamazsa, su kaybından öleceğini. Onu hayata tutturan da içindeki umuttu.
Yılmadı, yığılıp kalmadı aramaya devam etti, gücü yettiğince.
Nefeslenmek için azıcık durdu. Bu
duruş, azıcık kendine getirdi, görüşü aydınlandı. Sol yanında bir kulübe gördü.
Serap mı diye düşündü.
İnanmaktan başka seçeneği
yoktu. Kulübeye doğru yöneldi. Yürüdü, yürüdü. Bu yürüyüş, kurtuluşu için belki
de son şansıydı. Yürüdükçe umudu da büyüdü. Vardı ki kulübe gerçekti. Ama
yıllardır terk edilmiş, köhne haldeydi.
İçeri girdi umutla. Su bulma
hayaliyle. Aradı taradı su bulamadı. Yorgundu. Hiç değilse gölgelikti.
Yılların yıprattığı tahta
kanepeye uzandı.
Karşı duvarda bir su tulumbası
gördü. Bütün vücudunu bir enerji kapladı. Umutla kalktı tulumbaya vardı. Su
çekmeye başladı. Fakat nafile. Su çıkmıyordu tulumbadan. Kupkuruydu tulumba, belli ki yıllardır
kullanılmamıştı.
Yıkıldı, yere yığıldı. Bu,
yaşamımın sonu diye düşünmeye başladı. Sırt üstü yığıla kaldı. O esnada
yukarıda, tavana asılı bir şişe gördü. Güçlükle doğruldu, şişeye uzandı.
Şişe su doluydu ve ağzı da sıkıca kapalıydı.
Umutla kapağını açtı, tam
içecekti ki şişenin üzerinde bir not gördü. Notta şöyle yazıyordu: “Lütfen
bu suyu tulumbayı çalıştırmak için kullan. Sonra da şişeyi tekrar doldur ve
senden sonra gelecek yolcular için aynı yere as.”
Adam içinden çıkılmaz bir ikilem
yaşamaktaydı. Suyu içip kendini mi kurtarmalıydı yoksa pompaya döküp su mu
çıkarmalıydı? Siz olsanız ne yapardınız?
Ya tulumba çalışmaz ya su çıkmaz ise!
Bütün umudunu çalışacağına inanıp tulumbanın içine mi dökmeliydi? Aklından bin
bir türlü olasılıklar gelip geçiyordu.
Ya pompa çalışmazsa ya
yeraltında su kalmamışsa ya bu not doğru değil, sınama amaçlıysa, ya gerçekten
pompa çalışıp bol taze su çıkarsa! Uzun uzun umutla düşündü. Sonunda kararını
verdi. Nota güvenip suyu tulumbanın içine döktü. Titreyen elleriyle pompalamaya
başladı. Tek güvencesi içindeki umuttu.
Birkaç pompadan sonra, su gelmeye
başladı. Soğuk, temiz ve bolca.
Doya doya, kana kana içti içti.
Bedeni canlandı, zihni açıldı,
yüreği ve gönlü yeniden yaşamla doldu.
Bedenini yıkadı, elbiselerini
yıkadı, temizlendi.
Şişeyi eline aldı, notta
yazıldığı gibi doldurdu ve itinayla tavana astı. Mataralarını doldurdu umutla
yola yürümek üzere iken, bir başka asılı şişe fark etti. İçinde bir kalem
bir de harita vardı. Haritayı inceledi ne görsün: harita çölden çıkışı
gösteriyordu. Yolu iyice ezberledi. Harita ve kalemi de yerine koyacaktı ki,
Notun altına şunları yazdı: “İnanın bana tulumba çalışıyor!”
Ne mi anladık, netice mi?
Ne kadar zor şartlarda olursak
olalım, umudumuzu asla kaybetmeyelim.
Büyük şeylere ulaşabilmek için,
değerli şeyleri feda etmeyi bilmeliyiz.
Bu öyküde su; bilgi, sevgi,
para, inanç, umut gibi şeyleri simgeliyor. Bu şeyleri elde etmek için; harekete
geçmeliyiz, emek vermeliyiz, inanmalıyız. Tıpkı hayatın tulumbasına su dökmek
gibi. Çoğu zaman yaşam, bize verdiğimizden daha fazlasını cömertçe verir.
İyilik bulaşıcıdır; basit bir not
bile bir insanın hayatını kurtarabilir. O insan da başkalarına umut olabilir. Bu
şekilde elden ele, kalpten kalbe dünyamız biraz daha insanca yaşanılacak bir
cennet olabilir.
Esen kalınız.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP