avatar

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR

DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENEBİLİR MİYİZ?

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar

2026-10-07

Bir mikrofonun önüne geçmek insanı konuşmacı, bir kitabın kapağına adını yazdırmak yazar, birkaç dizeyi alt alta sıralamak şair yapar mı? Peki, insanın kendisine “üstat” demesi, ustalığının kanıtı olabilir mi?

 

     Günümüzde sözün değerinden çok sesin yüksekliğinin, emeğin derinliğinden çok görünürlüğün önemsendiği bir süreçten geçiyoruz. Konuşmanın inceliklerini öğrenmeden kürsüye çıkanlara, dilin imkânlarını tanımadan kitap yazanlara, sanatın çilesine talip olmadan unvanlarına sahip olmak isteyenlere rastlıyoruz. Elbette herkes konuşabilir, yazabilir, kendini ifade edebilir. Ancak kendini ifade etme hakkı ile bir alanda yetkin olma iddiası aynı şey değildir. Yetkinlik; emek, birikim ve insanın kendi eksiklerini görebilmesini gerektirir.

 

        Asıl mesele, bu iddiaları neye göre değerlendirdiğimizdir. Söyleneni anlamaya mı çalışıyoruz, söyleyenin ününden mi etkileniyoruz? Bir düşünceyi gerekçesi güçlü olduğu için mi benimsiyoruz, bize hoş geldiği için mi? Çok tekrar edilen bir sözü, yalnızca herkes söylüyor diye doğru kabul ediyor olabilir miyiz?

 

Belki de bütün bu soruların öncesinde kendimize şunu sormalıyız: Düşünmeyi öğrenebilir miyiz?

 

Öğrenebiliriz. Fakat bunun için zihnimizden geçen her düşünceyi doğru kabul etmekten vazgeçmemiz gerekir. Çünkü bir fikre sahip olmakla o fikri sınamak farklı şeylerdir. Zihin bazen alışkanlıklarını, korkularını, önyargılarını ve başkalarından devraldığı kabulleri düşünce diye önümüze koyar. Bize düşen, bunların hangisinin sağlam bir temele dayandığını araştırmaktır.

 

Düşünmek, insanın kendi zihnine de soru sorabilmesidir.

“Ben buna neden inanıyorum?”

“Bu kanaate nasıl ulaştım?”

“Elimde bilgi mi var, yoksa yalnızca güçlü bir izlenim mi?”

“Yanılıyor olabileceğim ihtimalini hesaba katıyor muyum?”

 

         Bu sorular insanın kendine güvenini azaltmaz; güvenini daha sağlam bir zemine taşır. Hiç yanılmadığını sanan kişi, kendini düzeltme fırsatını da kaybeder.

 

       Okumalıyız, evet. Ancak ne okuduğumuz kadar nasıl okuduğumuz da önemlidir. Bir metni bitirmek, onu anlamak anlamına gelmez. Sayfalar boyunca göz gezdirip yalnızca kendi düşüncelerimizi destekleyen cümleleri seçiyorsak, okuduklarımız bizi geliştirmek yerine mevcut kabullerimizi pekiştirebilir.

 

         Nitelikli okuma, metinle bir konuşma başlatır. Yazarın ne söylediğini, hangi gerekçeye dayandığını, neleri dışarıda bıraktığını merak eder. Gerektiğinde başka kaynaklara yönelir. Bir cümlenin güzelliğine hayran olurken doğruluğunu da sorgulayabilir. Çünkü etkileyici bir anlatım, ileri sürülen düşüncenin doğruluğuna tek başına kanıt değildir.

 

        Kitapla kurduğumuz ilişki, hayata bakışımıza da yansır. Sabırla okuyan insan, karşısındakini de sözünü tamamlamadan yargılamamayı öğrenebilir. Bir metindeki ayrıntıları fark etme çabası, yaşadığımız olayların görünmeyen taraflarını düşünmemize yardımcı olabilir.

 

      Sosyal varlıklarız. Konuşmaya, dinlemeye, paylaşmaya ihtiyacımız var. Fakat dinlemek, duyduğumuz her şeyi onaylamak değildir. Sorgulamak da karşımızdakini küçümsemek anlamına gelmez. Hem saygılı hem eleştirel olabiliriz.

 

          Bir görüşü yalnızca sevmediğimiz biri söyledi diye reddetmek de sevdiğimiz biri söyledi diye benimsemek de düşünceyi kişilere teslim etmektir. Oysa sözün doğruluğu, söyleyenle kurduğumuz yakınlıktan bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Bize uzak gelen bir düşüncenin haklı tarafları, benimsediğimiz bir düşüncenin eksikleri bulunabilir.

 

        Bunu kabul etmek kolay değildir. İnsan bazen fikrini savunurken kendi kimliğini savunduğunu hisseder. Bu yüzden bir itirazı kişiliğine yöneltilmiş bir saldırı gibi algılar. Oysa düşüncemizin eleştirilmesi, insan olarak değerimizin azalması demek değildir. Bir yanlıştan dönmek de yenilgi sayılmaz.

 

      “Bu konuda fikrim değişti” diyebilmek, düşünceye verdiğimiz değerin göstergesidir.

 

     Analitik düşünmek ise hayatı duygusuzca ele almak değildir. Karmaşık bir meseleyi parçalarına ayırmak; nedenleri, sonuçları ve ihtimalleri birbirinden ayırt etmektir. Bir olayın ardından hemen suçlu aramak yerine, ne yaşandığını anlamaya çalışmaktır.

 

          Örneğin, bir başarısızlık karşısında “Ben zaten hiçbir şeyi beceremem” demek kolaydır. Daha zor, fakat daha yararlı olan; hazırlığımızı, yöntemimizi, şartları ve değiştirebileceğimiz noktaları incelemektir. Tek bir olaydan bütün hayatımız hakkında hüküm çıkardığımızda çözüm yollarını da gözden kaçırırız.

 

     Aynı özen toplumsal meselelerde de gereklidir. Bir kişinin davranışından bütün bir kuşak, meslek ya da toplum hakkında kesin sonuçlara varmak bizi kolay yargılara götürür. Gerçeği anlamak istiyorsak genellemelerin rahatlığından çıkıp ayrıntılara bakmalıyız.

 

     Duygularımızı da bu sürecin dışında bırakamayız. Öfkemiz, korkumuz, kırgınlığımız bize yaşadıklarımız hakkında bir şeyler söyler. Ancak hissettiğimiz her şey, dış dünyada olup bitenin eksiksiz açıklaması değildir. Kendimizi değersiz hissetmemiz değersiz olduğumuzu, kaygılanmamız düşündüğümüz kötü ihtimalin mutlaka gerçekleşeceğini göstermez.

 

      Bazen sağlıklı düşünmenin ilk adımı, hemen karar vermemektir. Biraz durmak, duygumuzun adını koymak ve yaşananlarla kendi yorumumuzu ayırmak gerekir. Yorgunken, acele içindeyken ya da çok öfkeliyken verdiğimiz hükümlere yeniden bakmak için kendimize zaman tanıyabiliriz.

 

Üstelik her sorunun hemen bir cevabı olmak zorunda değildir. “Bilmiyorum” diyebilmek, öğrenmenin kapısını açık tutar. Bilmediğini saklayan insan, soracağı sorulardan da mahrum kalır.

 

       Düşünmeyi öğrenmek; daha dikkatli okumak, daha sabırlı dinlemek, daha yerinde sorular sormak ve gerektiğinde kendi kanaatimizi gözden geçirmekle mümkündür. Bu, bir defada kazanılacak bir beceri değildir. Her gün yeniden emek ister. En çok da haklı olduğumuzdan emin olduğumuz anlarda…

       Çünkü düşüncenin olgunluğu, her konuda söyleyecek bir söz bulmakta değil; sözümüzün dayanağını bilmekte, sınırını görmekte ve yanlışımızı düzeltebilmekte ortaya çıkar.

 

       Zihnimizden geçen her düşünce bize aittir; fakat her biri doğru değildir. Düşünmeyi öğrenmek, belki de önce bu ayrımı yapacak cesareti göstermektir.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR