Şükrü Portakal YAZAR
BİR SELAM SANA GÖNÜL DAĞLARINDAN
Şükrü Portakal
2026-10-25
İnsan olmak, bazen bir dilim ekmeği bölüşmek, aynı tastan su
içmek, hiçbir karşılık beklemeden bir dostun yarasına ortak olmaktır.
Zenginliğin çok şeye sahip olmakla değil, sahip olduklarını paylaşabilmekle
ölçüldüğünü hatırlamaktır.
“Bir Selam Sana Gönül Dağlarından” işte böyle bir dünyanın
kapısını aralıyor. Bizi gösterişten uzak, samimiyetin ve insanlığın merkezde
olduğu bir gönül sofrasına davet ediyor.
Bir dilim ekmeği bölüşmek kolay görünür. Peki, insan
gönlündeki kırgınlığı, derdini, yalnızlığını da paylaşabiliyor mu? Bir dostun
yüzündeki hüznü fark edip sebebini sorabiliyor muyuz? Bazen insanın karnından
önce gönlü acıkır. Bir lokmaya değil, kendisini anlayacak bir yüreğe ihtiyaç
duyar.
İşte dostluk, tam da o anda başlar.
Gerçek dost, yalnızca iyi gününde yanında duran değildir.
Dünyanın sırtını döndüğü zamanlarda elini uzatandır. Herkes konuşurken
dinleyen, herkes giderken kalan, insanın kırılmış kalbine yeni bir yara açmak
yerine onu onarmaya çalışandır.
Türk töresinde paylaşmak, komşuyu gözetmek, darda kalana el
uzatmak önemli bir yere sahiptir. Anadolu irfanı da insanı yalnızca kendisi
için yaşamamaya çağırır. Çünkü insanın değeri, biriktirdikleri kadar
başkalarının hayatına kattıklarıyla da ölçülür.
Bir tas suyu paylaşmak, yalnızca susuzluğu gidermek
değildir. “Senin derdin benim derdimdir” diyebilmektir. Bir lokmayı bölmek,
sofradaki nimetten çok gönüldeki samimiyeti paylaşmaktır.
Peki, bugün birbirimize ne kadar yakınız?
Aynı sokakta yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor, bazen aynı
sofraya oturuyoruz. Ama birbirimizin derdinden habersiz kalabiliyoruz. Bir
selamı esirgiyor, bir hâl hatır sorusunu erteliyor, kırgınlıkların büyümesine
sessizce seyirci kalıyoruz.
Oysa uzatılan bir el, söylenen içten bir söz, zamanında
verilen bir selam nice duvarı yıkabilir.
Bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, ona akıl vermemiz
değildir. Yanında olduğumuzu hissettirmemizdir. Her derdin çözümünü
bulamayabiliriz ama hiç değilse kimsenin derdini tek başına taşımak zorunda
kalmadığı bir hayatın parçası olabiliriz.
“Gel, sen de katıl” çağrısı, gönül kapılarını açık tutmanın
ifadesidir. Gel, aramıza katıl; soframızda, bahçemizde, hayatımızda sana da yer
var, diyebilmektir. İnsanları kusurlarıyla, farklılıklarıyla ve yaşadıklarıyla
kabul edebilmektir.
Üstelik bu davet, yalnızca sevdiğimiz insanlara yönelik
değildir. Asıl sınavımız, kalbi kırılmış olana, kendisini dışlanmış hissedene,
bir dost yüzünden incinip insanlardan uzaklaşana nasıl davrandığımızdır.
Bir insanın güvenini yeniden kazanmak, kırılmış bir gönlü
onarmak kolay değildir. Ama samimi bir özür, içten bir selam ve uzatılan bir
el, yeniden başlayabilmenin ilk adımı olabilir.
Unutmayalım; gönül yapmak emek ister, gönül yıkmak ise bazen
tek bir söz kadar kolaydır. Bu yüzden dilimize de davranışlarımıza da sahip
çıkmalıyız. İnsanların birbirine ihtiyaç duyduğu bu hayatta, merhameti
zayıflık, paylaşmayı kayıp, samimiyeti saflık olarak görmemeliyiz.
Belki de bugün hepimizin yeniden hatırlaması gereken budur:
Birbirimizin yükünü hafifletmek, kırgınlıkları büyütmek yerine onarmak ve
kimseye kendisini yalnız hissettirmemek…
Benim gönül dağlarından gönderdiğim selam da işte bu
anlayışadır.
Bir lokmayı paylaşabilen, bir dostun gözyaşını kendi derdi
bilen, kapısını ve gönlünü insana açık tutan herkese…
Çünkü bazen dünyayı değiştirmek için büyük sözlere gerek
yoktur. Bir dilim ekmek, bir yudum su, uzatılan bir el ve içtenlikle söylenmiş
bir selam yeter.
Bir selam sana gönül dağlarından…
Gönlü kırık olana, dost arayana, yalnız kalana ve hâlâ
insanlığın güzelliğine inanan herkese…
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP