Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR
MAKAMIN DEĞİL, MİLLETİN ADAMI OLMAK
Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar
2026-10-21
Bir insanın ne kadar yükseldiğini oturduğu
makamdan anlayabiliriz. Fakat ne kadar büyük olduğunu anlamak için o makamda
kimin hakkını koruduğuna, hangi sorumluluğu üstlendiğine ve ardında ne
bıraktığına bakmak gerekir. Çünkü makam, insana yetki verir; o yetkiye itibar
kazandırmak ise insanın karakterine bağlıdır.
Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lugâti’t-Türk
adlı eserinde yer alan bir atasözü, yüzyılların ardından bugün de düşündürür
bizi: “Yer basrukı tag, budun basrukı beg.” Günümüz Türkçesiyle, “Yeri dağ,
milleti bey ayakta tutar.”
Bu sözde, yöneticisine güvenmek isteyen bir
milletin beklentisini de okuyabiliriz. Dağın sağlamlığı nasıl bir dayanak
olarak düşünülmüşse beyin adaleti, dirayeti ve sorumluluğu da toplumun
güvencesi sayılmıştır. Buradaki değer, bir kişinin sınırsız güç sahibi
olmasında değil, üstlendiği vazifeyi hakkıyla yerine getirmesindedir.
Öyleyse sormalıyız: Bir milleti ayakta
tutması beklenen insanın kendisi neye dayanmalıdır?
Adalete, bilgiye, ahlaka ve liyakate…
Bunlardan yoksun bir kudret, korku
uyandırabilir; fakat güven veremez. Oysa toplumları uzun süre bir arada tutan,
insanların birbirlerine ve kurumlarına duydukları güvendir. Vatandaş, hakkının
korunacağına, emeğinin karşılığını bulacağına, başına bir haksızlık geldiğinde
sesinin duyulacağına inanmak ister.
Devlet adamlığı, bu inancın sorumluluğunu
taşımaktır.
Arı kovanını düşünelim. Ana arı koloninin
devamında önemli bir yere sahiptir; fakat bal, binlerce işçi arının emeğiyle
meydana gelir. Bu benzetmenin bize hatırlattığı bir gerçek vardır: Bir düzenin
devamı, yönetme sorumluluğu kadar ortak emeğe de bağlıdır. Milletin üretimini,
bilgisini, fedakârlığını ve alın terini görmeyen bir yönetim anlayışı, kendi
dayanağını zayıflatır.
Gerçek devlet adamı, kendisini milletin
üzerinde konumlandırmaz. Yetkisinin kaynağını da hizmetinin yönünü de bilir.
Çiftçinin tarlasındaki kaygıyı, öğretmenin sınıfındaki eksikliği, gencin
geleceğe ilişkin endişesini duymak zorundadır. Çünkü yönetmek, uzaktan
rakamlara bakarak verilen kararların insanların hayatında neye dönüştüğünü
görebilmeyi gerektirir.
Bunun için ilk şart, adalettir.
Adalet, yalnızca büyük davalarda aranan bir
kavram değildir. Bir işe alımda, bir görev dağılımında, bir kamu hizmetine
erişimde de kendisini gösterir. Aynı durumda bulunan iki insana, yakınlıklarına
ve düşüncelerine göre farklı davranılıyorsa orada güven aşınmaya başlar.
İnsanlar bir süre sonra çalışmanın, öğrenmenin, dürüst kalmanın karşılığını
sorgular.
Devlet adamı, tam da bu aşınmayı önlemekle
yükümlüdür. Kendisine yakın olanın yanlışını görebilmeli, kendisini eleştirenin
hakkını koruyabilmelidir. Adaletin gerçek sınavı, karar vermenin kişisel olarak
zorlaştığı yerde başlar.
Bir başka temel ölçü de liyakattir. Devlet
yönetimi, önemli görevlerin ehil ellere teslim edilmesini gerektirir. Bir
insanın sadakati, yaptığı işi bilmesinin yerine geçmez. Kamu görevi, bir
yakınlık ödülü olarak dağıtıldığında bedelini yalnızca o kurum ödemez; hizmet
bekleyen herkes öder.
Yusuf Has Hacib de Kutadgu Bilig’de
yöneticinin çevresine aldığı insanların niteliğine dikkat çeker. İyi insanların
yönetime yakın tutulmasının davranışları iyileştireceğini, kötülerin
yöneticinin çevresini kuşatmasının ise ülkenin düzenini bozacağını anlatır.
Bu düşünce bugün de üzerinde durulmayı hak
ediyor. Çünkü yöneticinin çevresi, bir süre sonra onun dış dünyayla arasındaki
pencereye dönüşür. O pencereden yalnızca övgü giriyorsa memleketin gerçeği
içeride görünmez olur. Her sözü onaylanan bir insanın yanılgısını fark etmesi zorlaşır.
Bu yüzden devlet adamı, doğruyu söyleyen
insanlara yer açmalıdır. İtirazı dinleyebilmeli, eleştirinin içindeki haklı
payı arayabilmelidir. Yanlışını kabul etmek, gerektiğinde kararını değiştirmek,
sorumluluğun gereğidir. Bir ülkenin geleceği söz konusuyken kişisel gururu
korumaya çalışmanın bedeli ağır olabilir.
Devlet adamlığını belirleyen bir başka
özellik, zaman ufkudur. Günlük başarıların ötesini görebilen insan, aldığı
kararın yıllar sonra doğuracağı sonuçları da düşünür. Eğitimde ihmal edilen bir
çocuğun, korunmayan bir ormanın, zayıflatılan bir kurumun gelecekte ne anlama
geleceğini hesap eder.
Bugünün alkışı uğruna yarının imkânlarını
tüketmek kolaydır. Asıl sorumluluk, henüz oy veremeyen çocukların ve henüz
doğmamış kuşakların hakkını da gözetebilmektir.
Elbette bütün bunlar, devlet işleyişini tek
bir kişinin meziyetlerine bağlamak anlamına gelmemelidir. Devlet adamlığının en
değerli eserlerinden biri, kendisinden sonra da adaletle çalışabilecek kurumlar
bırakmaktır. Görevler değiştiğinde düzen sarsılmıyor, vatandaşın hakkı
korunmaya devam ediyorsa orada kalıcı bir hizmetten söz edilebilir.
Bu bakımdan bürokrasi ile devlet adamlığını
birbirinin karşısına koymak da eksik olur. İşini bilgiyle, dürüstlükle ve kamu
sorumluluğuyla yapan bir bürokrat, devletin hafızasını ve devamlılığını korur.
Devlet adamlığı ise bu birikime yön verecek öngörüyü, ahlaki cesareti ve
toplumsal sorumluluğu gerektirir. Unvanı ne olursa olsun, insanın yaptığı işe
kattığı değer belirleyicidir.
Yetki kullanan herkesin hatırlaması gereken
bir gerçek vardır: Kamuya ait imkânlar emanettir. O imkânlarla alınan her
kararın hesabı verilebilmelidir. Şeffaflık, dürüstlüğün görünür hâlidir; hesap
verebilmek de millete duyulan saygının göstergesidir.
Makamlar geçer, görevler sona erer. Ardında
kalan; insanların hayatına değen hizmetler, güçlenen kurumlar ve adalet
duygusudur. Bir insan görevinden ayrıldığında hangi imtiyazları kaybettiğiyle
değil, topluma ne kazandırdığıyla hatırlanıyorsa devlet adamlığının hakkını
vermiş demektir.
Devlet adamı da elbette bir insandır;
sevinçleri, ailesi, kendi hayatı vardır. Ancak üstlendiği görev, kişisel
rahatlığının ötesinde bir vicdani sorumluluk ister. Başkalarının sıkıntısını
duymayı, gerektiğinde fedakârlık etmeyi, yetkiyi bir kazanç kapısı olarak
görmemeyi gerektirir.
Devlet adamlığı, yaşama zevkine milletini ortak edebilmek; sahip olduğu güçle insanların hayatını kolaylaştırabilmektir.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP