avatar

Şükrü Portakal YAZAR

EN BÜYÜK MEHMET BİZİM MEHMET!

Şükrü Portakal

2026-11-03

Barış Manço yıllar önce bir şarkı söyledi: “En büyük Mehmet bizim Mehmet…”

O günlerde bu sözler bir tebessümün, bir özgüvenin ve biraz da mizahın ifadesiydi. Bugün aynı şarkıyı dinleyince insanın aklına ister istemez ekonomi geliyor. Hani şu rakamlarla büyüyen, tablolarla güzelleşen, açıklamalarla başarıya ulaşan ekonomimiz…

Acaba gerçekten en büyük Mehmet bizim Mehmet mi? Yoksa büyüyen yalnızca rakamlar, küçülen ise vatandaşın alım gücü mü?

Ekonomi yönetiminden güzel haberler geliyor. Enflasyonla mücadelede kararlılık, ekonomik dengelerde iyileşme, geleceğe yönelik umut veren hedefler… Her açıklamada biraz daha sabretmemiz, biraz daha dişimizi sıkmamız isteniyor. Anlaşılan o ki ekonomik başarı kapıda. Fakat vatandaş kapının önünde beklemekten yoruldu.

Çünkü vatandaşın ekonomisi sunum dosyalarında değil, pazar tezgâhlarında belli oluyor. Başarı, grafiklerdeki eğrilerle değil, emeklinin ay sonunu getirebilmesiyle, asgari ücretlinin ev kirasını ödedikten sonra mutfağına ne koyabildiğiyle, esnafın siftah yapıp yapamadığıyla ölçülüyor.

Bir tarafta ekonomi programının başarı hikâyeleri anlatılıyor, diğer tarafta vatandaş market raflarının önünde hesap makinesi gibi çalışıyor. Bir ürünü alıyor, diğerini bırakıyor. Etiketleri karşılaştırıyor, ihtiyaçlarını erteliyor. Alışveriş sepeti küçülüyor ama ödenecek hesap küçülmüyor.

Enflasyonun düşmesi elbette önemli. Ancak enflasyonun düşmesiyle fiyatların düşmesi aynı şey değil. Fiyatların artış hızının yavaşlaması, geçmişteki zamların vatandaşın cebinden geri döndüğü anlamına gelmiyor. Vatandaşın istediği yalnızca enflasyon rakamlarının gerilemesi değil, kaybettiği alım gücünün de geri gelmesi.

Şimdi bir düşünelim…

Ekonomik başarıdan söz ederken kimin başarısını konuşuyoruz? Rakamları açıklayanların mı, o rakamlarla yaşamaya çalışanların mı? Ekonominin göstergeleri iyileşirken vatandaşın hayat şartları ağırlaşıyorsa burada bir muhasebe yapmak gerekmiyor mu?

Elbette ekonomi yönetmek kolay değil. Küresel gelişmeler, geçmişten gelen ekonomik sorunlar ve yapısal meseleler görmezden gelinemez. Ancak bütün bunlar, vatandaşın geçim sıkıntısını ikinci plana atmanın gerekçesi olamaz. Çünkü ekonomi yalnızca matematik değildir; aynı zamanda adalettir, paylaşmadır, refahtır.

Üstelik vatandaş artık vaat dinlemekten çok sonuç görmek istiyor. Sabır isteniyorsa karşılığında umut, fedakârlık isteniyorsa karşılığında adalet görmek istiyor.

Barış Manço'nun şarkısına bir kez daha dönelim: “En büyük Mehmet bizim Mehmet…”

Şarkı güzel, melodi güzel, hatırası güzel… Ama bugün vatandaşın dilinde başka bir nakarat var: En büyük başarı, vatandaşın cebinin dolmasıdır!

Mehmet'in başarısı rakamlarda, vatandaşın başarısı ise hayatın içindedir. Bu ikisi aynı noktada buluşmadıkça ekonomik başarı hikâyesinin son cümlesi eksik kalacaktır.

Bizim kimseyle kişisel bir meselemiz yok. Bizim meselemiz mutfaktaki yangın, pazardaki fiyat, kiradaki artış, emeklinin geçim derdi ve gençlerin geleceğe dair kaygısıdır.

Unutulmasın; bir ülkede ekonomi yalnızca rakamlarla ölçülmez. İnsanların yüzündeki tebessümle, sofrasındaki bereketle, geleceğe duyduğu güvenle ölçülür.

Ve günün sonunda asıl soru şudur:

En büyük Mehmet kim, bilmiyoruz… Ama en büyük ekonomik başarı, vatandaşın “Artık geçinebiliyorum” diyebilmesidir!


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR