avatar

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR

ROLLERİMİZ, HAKLARIMIZ VE SORUMLULUKLARIMIZ

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar

2026-10-28

Sabah evimizin kapısından çıkarken yalnızca bulunduğumuz mekânı değiştirmeyiz; üstlendiğimiz roller de değişir. Evde anne, baba, eş, evlat ya da kardeşizdir. Sokakta komşu, trafikte sürücü veya yaya, iş yerinde çalışan ya da yöneticiyizdir. Gün içinde farklı insanların hayatına dokunur, her ilişkide başka bir sorumlulukla karşılaşırız.

Peki, taşıdığımız bu rollerin ne kadar farkındayız? Haklarımızı dile getirirken sorumluluklarımızı da aynı açıklıkla görebiliyor muyuz? Başkalarından beklediğimiz anlayışı, saygıyı ve özeni biz de gösterebiliyor muyuz?

Birlikte yaşama kültürü, biraz da bu sorulara verdiğimiz cevaplarda saklıdır.

Rol, içinde bulunduğumuz grupta üstlendiğimiz konumu ve bu konumla ilgili beklentileri ifade eder. Ancak bir rolü üstlenmekle onun gereğini yerine getirmek aynı şey değildir. Anne ya da baba olmak, çocuğun yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılamakla tamamlanmaz. Öğretmenlik, ders anlatıp sınıftan çıkmaktan ibaret değildir. Yöneticilik de bir makam odasına ve karar verme yetkisine sahip olmakla sınırlanamaz. Her rol; bilgi, emek, dikkat ve insana karşı duyarlılık ister.

Üstelik hiçbirimiz tek bir rolden oluşmayız. Bir öğretmen aynı zamanda anne, bir yönetici aynı zamanda evlat, bir öğrenci aynı zamanda kardeş olabilir. Hayatın güçlüğü, bazen bu rollerin beklentilerinin aynı zamana denk gelmesidir. İş yerindeki görevimizle ailemizin ihtiyacı arasında kalabilir, herkese yetişmeye çalışırken kendimizi ihmal edebiliriz. Böyle zamanlarda sorumluluk bilinci, her yükü sessizce taşımak anlamına gelmez. Öncelik belirlemek, yardım istemek ve sınırlarımızı söylemek de bu bilincin bir parçasıdır.

Haklarımız ise insan onuruna uygun bir hayat sürmemizin dayanağıdır. Güvende olmak, eğitim görmek, düşüncelerimizi ifade etmek, saygıyla karşılanmak ve adil davranılmasını beklemek birer lütuf değildir. Bunları dile getirmek, kimsenin hoş görüsüne sığınmak anlamına gelmez.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir ayrım vardır: Temel haklar, görevlerini eksiksiz yerine getirenlere verilen bir ödül değildir. Ödevini yapmayan bir çocuğun aşağılanması, hata yapan bir çalışanın onurunun kırılması kabul edilemez. Yanlış davranışın karşılığı, insanın değerini yok saymak olamaz. Sorumluluklarımızı konuşurken haklarımızı; haklarımızı savunurken de davranışlarımızın başkaları üzerindeki etkisini unutmamalıyız.

Bu anlayışın ilk öğrenildiği yer ailedir.

Çocuk, evde kendisine söylenenlerden önce gördüklerini öğrenir. Sözü sürekli kesilen bir çocuğa dinlemenin önemini anlatmak kolay değildir. Evde bütün yük bir kişinin omzundayken dayanışmadan söz etmek de yeterince inandırıcı olmaz. Sorumluluk eğitimi, yaşına uygun bir işi çocuğa vermekle başlar; fakat asıl gücünü yetişkinlerin tutarlılığından alır.

Sofrayı birlikte toplamak, ortak kullanılan alanı temiz bırakmak, verilen sözü tutmak, birbirinin dinlenme ihtiyacını gözetmek… Küçük görünen bu davranışlar, aile olmanın gündelik karşılıklarıdır. Evdeki işlerin cinsiyete göre değil, yaşa, imkâna ve güce göre paylaşılması da adalet duygusunu besler. Çünkü aile, bir kişinin hizmet ettiği, diğerlerinin yalnızca yararlandığı bir düzen olmamalıdır.

Çocuğa saygıyı öğretirken onun da saygı görmeye ihtiyacı olduğunu hatırlamalıyız. Fikrini sormadığımız, duygusunu küçümsediğimiz bir çocuktan kendisini güvenle ifade etmesini bekleyemeyiz. Aynı şekilde anne ve babayı da yorulmayan, üzülmeyen, her soruna çözüm bulmak zorunda olan insanlar gibi göremeyiz. Sevgi, birbirimizin ihtiyaçlarını fark edebildiğimiz ölçüde gündelik hayatta karşılık bulur.

Okul, ailede başlayan bu öğrenmenin daha geniş bir çevrede sınandığı yerdir. Öğrenci burada yalnızca ders konularını öğrenmez; sıra beklemeyi, ortak kurallara uymayı, farklı düşüncelerle karşılaşmayı ve kendi davranışının sonucunu üstlenmeyi de öğrenir.

Bir öğrencinin soru sorabilmesi, anlamadığını çekinmeden söyleyebilmesi, yanlış cevap verdiğinde alay edilmeyeceğini bilmesi önemlidir. Böyle bir ortamı oluşturmak yetişkinlerin sorumluluğudur. Öğrencinin sorumluluğu da öğrenmek için çaba göstermek, arkadaşlarının eğitimini engellememek, emeğe saygı duymak ve dürüst davranmaktır. Kopya çekmek, yalnızca bir sınav kuralını ihlal etmek değildir; başkasının emeği karşısında haksız bir avantaj aramaktır.

Sınıf başkanlığı gibi küçük yaşta üstlenilen görevler bile önemli bir deneyim sunar. Temsil etmek, arkadaşlarına hükmetmek demek değildir. Dinlemek, ihtiyaçları doğru aktarmak ve ortak işlere katkı sunmaktır. Yetkinin bir üstünlük aracı olarak mı, hizmet etme imkânı olarak mı kullanılacağına ilişkin ilk örnekler bazen bir sınıfta ortaya çıkar.

İş hayatında da benzer bir ölçüye ihtiyaç vardır. Çalışanın işini özenle yapması, zamanını verimli kullanması ve meslek ahlakını gözetmesi beklenir. Yöneticinin sorumluluğu ise görev dağıtırken adil olmak, açık iletişim kurmak ve çalışanların emeğini gözetmektir. Sürekli fedakârlık isteyen, fakat dinlemeyen ve takdir etmeyen bir çalışma ortamında güvenin korunması güçleşir. İnsanlar, kendilerinden beklenenleri bildikleri ve adil davranıldığına inandıkları yerde daha sağlam bir aidiyet geliştirir.

Toplum hayatına çıktığımızda sorumluluklarımızın alanı daha da genişler. Apartmanda çıkardığımız ses, trafikteki acelemiz, sokağa bıraktığımız çöp ya da bir kuyrukta beklerken gösterdiğimiz tavır, tanımadığımız insanların hayatını etkiler. Çoğu zaman büyük meselelerden söz ederken birlikte yaşamayı zorlaştıran bu günlük davranışları önemsiz sayarız.

Oysa kaldırımı kapatan bir araç, bir başkasının yolunu keser. Gece boyunca süren gürültü, ertesi gün çalışacak bir insanın uykusunu alır. Ortak alana verilen zarar, herkesin yaşam kalitesini düşürür. “Bana ne?” dediğimiz her yerde, bir başkasını yalnız bırakma ihtimalimiz vardır.

Dijital ortamda da bu sorumluluk sürer. Bir ekranın arkasında olmak, sözlerimizin etkisini ortadan kaldırmaz. Doğruluğunu araştırmadan paylaştığımız bir iddia, düşünmeden yazdığımız bir yorum veya izinsiz yayımladığımız bir fotoğraf, bir insanı incitebilir. Yüz yüze ilişkilerde beklediğimiz özen, internet ortamında da gereklidir.

Hak ve sorumluluk bilinci, kendimize gösterilmesini istediğimiz özeni başkalarına da gösterebildiğimizde güçlenir. Dinlenmek istiyorsak dinlemeyi, emeğimizin görülmesini istiyorsak başkasının emeğini fark etmeyi öğrenmeliyiz. Bununla birlikte haksızlığa itiraz etmekten de vazgeçmemeliyiz. İyi bir evlat, iyi bir çalışan ya da iyi bir vatandaş olmak, her söylenene sessizce boyun eğmek değildir. Bazen sorumluluk, yanlış giden bir şeye saygılı ama kararlı bir biçimde karşı çıkmayı gerektirir.

Günün sonunda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bugün üstlendiğim rollerin hakkını ne kadar verebildim? Birini dinledim mi, verdiğim sözü tuttum mu, bir başkasına gereksiz bir yük bıraktım mı? Kendi hakkımı korurken başkasınınkini gözetebildim mi?

Bu soruları dürüstçe sormak bile ilişkilerimizi değiştirecek bir başlangıçtır. Çünkü toplum dediğimiz yapı, yalnızca büyük kararlarla değil, her gün birbirimize nasıl davrandığımızla da kurulur.

Birlikte yaşamanın olgunluğu, kendi hakkımızı savunurken başkasının hakkını da kendimizinki kadar değerli görebilmektir.

ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar

Şerife TEKMEN TÜRK - Eğitimci/Yazar YAZAR