Şükrü Portakal YAZAR
NICK THE CHOPPER: DALLARIN İNTİKAMI!
Şükrü Portakal
2026-11-01
Bir gün gelir, kestiğiniz her dalın hesabını vermek zorunda
kalırsınız!
Çünkü tabiatın da tarihin de insanlığın da bir hafızası
vardır. Siz baltanızı kaldırırken yalnızca bir ağacı değil, bazen bir halkın
geçmişini, bazen bir çocuğun geleceğini, bazen de insanlığın vicdanını hedef
alırsınız. Üstelik kendinizi ne kadar güçlü görürseniz görün, hiçbir güç
sonsuza kadar sürmez. İşte Barış Manço’nun yıllar önce müzikle anlattığı Nick
the Chopper, bugün dünyanın en güçlü koltuklarında oturanlara yeniden sorulması
gereken bir soruyu hatırlatıyor: Baltası olanın adaleti de mi var?
Barış Manço’nun eserindeki Nick, baltasıyla ormanı kendi
çıkarı uğruna tüketen bir karakterdir. Onun dünyasında ağaçların ne hissettiği,
ormanın ne kaybettiği, yarının nasıl şekilleneceği önemli değildir. Önemli
olan, kendi kazancıdır. Bu hikâyeyi bugünün dünyasına taşıdığımızda karşımıza
yalnızca bir oduncu çıkmaz; gücünü sınırsız gören, başkalarının hayatını kendi
hesaplarının gerisine koyan bir anlayış çıkar.
Bugün Donald Trump’ın küresel güç siyaseti ile Benjamin
Netanyahu liderliğindeki İsrail hükûmetinin Filistin politikalarını konuşurken
tam da bu anlayışı sorgulamak zorundayız. Bir tarafta dünyanın en güçlü
devletlerinden birinin başkanı, diğer tarafta askerî üstünlüğünü güvenlik
gerekçesiyle savunan bir hükûmet… Öte tarafta ise evlerini kaybeden aileler,
yıkıntılar arasında hayat arayan çocuklar ve nesiller boyunca yaşadıkları
topraklara tutunmaya çalışan insanlar var.
Gazze’de yaşanan yıkım, insanlığın önüne yalnızca siyasi bir
mesele değil, ağır bir vicdan sınavı koyuyor. Sivillerin hayatını kaybetmesi,
ailelerin yerinden edilmesi ve yaşam koşullarının ağırlaşması karşısında hangi
gerekçe ileri sürülürse sürülsün, insan hayatının değeri göz ardı edilemez.
Hamas’ın sivillere yönelik saldırıları ve rehin alma eylemleri nasıl kabul
edilemezse, Filistinli sivillerin yaşam hakkını hiçe sayan uygulamalar da kabul
edilemez. Bir suç, başka bir suça mazeret olamaz. Adalet, kimin yaptığını
değil, ne yapıldığını esas almak zorundadır.
Trump’ın barış söyleminin gerçek değeri, yapılan
açıklamaların büyüklüğüyle değil, insanların hayatında meydana getirdiği
değişimle ölçülecektir. Netanyahu hükûmetinin güvenlik politikaları da
sivillerin haklarını ve uluslararası hukuku gözetmek zorundadır. Çünkü barış,
yalnızca diplomatik masalarda kurulan cümlelerden ibaret değildir. Barış; bir
çocuğun geceyi bombaların sesini dinlemeden geçirebilmesi, bir annenin evladını
korkusuzca okula gönderebilmesi ve bir ailenin kendi evinde güvenle yaşayabilmesidir.
Peki, bütün bunların ortasında bir zeytin ağacı neden bu
kadar anlamlıdır?
Çünkü Filistin’de zeytin ağacı yalnızca ağaç değildir.
Geçmişin hatırası, ailenin geçim kaynağı, toprağa bağlılığın ve kuşaklar
arasındaki devamlılığın simgesidir. Kökleri toprağın derinliklerine uzanırken
dalları geleceğe açılır. Bir zeytin ağacını sökmek, bir ailenin yıllarını,
emeğini ve yarınlara ilişkin umudunu da yaralayabilir. Bir ağacı kesmek
dakikalar sürer; onu yeniden büyütmek ise yıllar ister.
İşte Nick’in baltasıyla günümüzün güç siyasetini birbirine
bağlayan nokta burasıdır. Bir ormanı tüketen anlayışla bir şehri yaşanmaz hâle
getiren anlayış arasında, sonuçları bakımından düşündürücü bir benzerlik
vardır: Her ikisi de bugünkü kazancı, yarının hayatından üstün tutma
tehlikesini taşır. Oysa dünyayı yönetmek, dünyayı tüketme hakkına sahip olmak
değildir. Güç, hukukun yerine geçtiğinde adalet zedelenir; siyasi çıkar, insan
hayatının önüne geçtiğinde ise geriye yalnızca yıkım kalır.
Bizim töremizde güç, haklılığın tek ölçüsü değildir. Töre,
gücü adaletle sınırlar. Devletin büyüklüğü yalnızca ordusuyla, silahıyla ve
ekonomik gücüyle değil, insan hayatına gösterdiği saygıyla da ölçülür. Bir
yöneticinin asıl sorumluluğu, elindeki imkânları başkalarının hayatını
değersizleştirmek için değil, güvenli ve adil bir gelecek kurmak için
kullanmaktır. Çünkü korkuyla sağlanan sessizlik, gerçek barış değildir;
adaletsizliğin üzerini örten sessizlik, yarının sorunlarını büyütebilir.
Ve şimdi gelelim Barış Manço’nun eserinden bugüne
taşıdığımız o büyük hesaplaşmaya: DALLARIN İNTİKAMI!
Trump, Netanyahu ve gücünü sınırsız gören bütün yöneticiler
şunu unutmamalıdır: Kırılan her dal, yok edildiği sanılan her hayat, yıkılan
her ev ve susturulmak istenen her ses, insanlığın hafızasında bir iz bırakır. O
izin üzerini açıklamalarla örtebilirsiniz; fakat geçmişi silemezsiniz. Bir
ağacı kesebilirsiniz; fakat onun temsil ettiği umudu baltalayamazsınız. Bir
halkı evinden çıkarabilirsiniz; fakat toprağına duyduğu bağlılığı bir emirle
ortadan kaldıramazsınız.
Dalların intikamı, yeni bir baltanın ortaya çıkması
değildir. Dalların intikamı, kesildiği yerden yeniden yeşermesidir!
Bir gün yıkıntıların arasından yeni evler yükselecek, zeytin
ağaçları yeniden meyve verecek, çocuklar korkunun yerine umudu koyacak. O gün
geldiğinde asıl soru, kimin daha fazla silaha sahip olduğu olmayacak. Asıl
soru, kimin insanlığı koruduğu, kimin adaleti savunduğu ve kimin geride
yaşanabilir bir dünya bıraktığı olacak.
Ve o gün, baltasını dünyanın üzerine kaldıranlar şunu
anlayacak: Bir ağacı kesebilirsiniz, ama baharı öldüremezsiniz. Bir dalı
kırabilirsiniz, ama kökü yok edemediğiniz sürece yeniden filizlenmesine engel
olamazsınız.
Barış Manço’nun ezgisinden yükselen asıl hesaplaşma işte
budur: Güç geçer, makamlar değişir, siyasi hesaplar unutulur. Fakat insanlığın
vicdanında açılan yaralar, adalet yerini bulana kadar konuşmaya devam eder.
Çünkü son sözü her zaman baltayı tutan el söylemez.
Bazen son sözü, o baltaya rağmen yeniden yeşeren dallar söyler!
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP